Skip to main content

Din Hizmetleri Müşaviri ve DİTİB Genel Başkanı Prof. Dr. Ali Dere: Bir yılın Bilançosu

Bilindiği gibi önceki Berlin Din Hizmetleri Müşaviri Sadi Arslan görev süresini geçtiğimiz yılın Ağustos ayında tamamlayarak Ankara'ya döndü. Arslan'ın yerine müşavir olarak Prof. Dr. Ali Dere atandı. Yeni müşavir Dere böylece yaklaşık bir yıldır görev başında bulunuyor. 2009 yılından beri Diyanet İşleri Türk İslam Birliği (DİTİB) Genel Başkan Yardımcılığı görevini yürüten Prof. Dr. Ali Dere, Berlin Din Hizmetleri müşavirlik görevinin yanı sıra, Haziran ayında da resmen DİTİB Genel Başkanı oldu.

Prof. Dr. Ali Dere seleflerinden farklı olarak, uzun yıllar Almanya'da yaşamış, akademik çalışmalarının önemli bir bölümünü Göttingen Üniversitesinde tamamlamış ve Müslümanların Almanya'daki sorunlarına yabancı olmayan ve ayrıca yaş itibari ile de seleflerinden daha genç biridir. Bu açıdan sayın Dere'nin hem DİTİB içinde hem de diğer İslami kuruluşlar ile ortak çalışmalarda yeni bir vizyon ve dinamizm oluşturarak Almanya'daki Müslümanların yığılmış sorunlarının çözümünde ilerleme kaydedeceğine dair umut ve beklentiler büyüktü.

Ayrıca 900'e yakın cami derneği ile Almanya'nın en büyük İslami kuruluşu olan DİTİB'in 2010 daki Genel Başkanlığında görev değişimi İslami kuruluşların temel konularda bir araya gelebilmesi ve daha etkili şekilde ortak çalışmaya yönelmesi için bir fırsat olarak algılanmıştı.

Sayın Dere‘nin Ağustos 2010‘da Sabah gazetesine verdiği bir mülakatı da bu ümitleri artıracak nitelikteydi. Söz konusu mülakatta görev süresince odaklanmak istediği hedefleri sayın Dere „dört nokta programı“ şeklinde açıklamıştı (kaynak: http://www.sabah.de/de/botschaftsrat-stellt-vier-punkte-programm-vor.html):

  1. Tüm Almanya‘yı kapsayan okullarda İslam din dersi uygulamasının sağlanması,
  2. Almanya’da imam eğitiminin tesis edilmesi,
  3. İslam dininin Almanya’da resmi din olarak kabul ettirilmesi,
  4. Almanya’da yaşayan Türklerin dini ihtiyaçlarının karşılanması için çaba sarf edilmesi.

Tabii ki Almanya'da yaşayan Türk Toplumunun bir asırdır birikmiş meselelerine ve ihtiyaçlarına kapsamlı çözüm getirilebilmesi için yukarıdaki „dört nokta programı“ yetersiz olduğu hususunda bu alanda çalışma sürdüren uzmanlarla hemfikiriz. Buna rağmen sayın Derenin açıklamalarının üstünden tam bir yıl geçtiği için, en azından bu „dört nokta programının“ ne kadarının ve ne derece gerçekleştirildiğinin incelenmesinin ve bilançosunun çıkarılmasının vaktidir.

Bir sene sonundaki neticeye bakıldığı vakit, sayın Dere'nin belirttiği hedeflerin hiç birinde maalesef kayda değer bir yol katedilmediği görülmektedir:

1. Tüm Almanya‘yı kapsayan okullarda İslam din dersi uygulamasının sağlanması:
Okullarda İslam din dersi konusunda halen kayda değer bir ilerleme yok.

2. Almanya’da imam eğitiminin tesis edilmesi:
Almanya'da imam eğitimi konusunda bazı gelişmeler oldu. Lakin bunlar da, öngörülen imam eğitimi, İslam din dersi konusunda olduğu gibi, sayın Dere'nin hedeflediği yönde değil, tamamen Alman devletinin istekleri ve çıkarları doğrultusunda gerçekleşiyor. Oysa Almanya anayasasına göre din eğitiminin içerikleri ve müfredatı dini kuruluşlar tarafından belirlenir ve devlet sadece uygulamakla ve ödenek ayırmakla mükelleftir. Alman Devletinin bu konuda anayasayı bile by-pass etmesine DiTiB Genel başkanının sanki çaresizmiş gibi seyirci kalması, telafisi mümkün olmayan bir hata olarak değerlendirilmektedir. Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti‘nin, Türk vatandaşlarının ve Müslümanların çıkarlarını korumakla mükellef olan sayın Dere'nin teslimiyetçi tutumu göreve gelmesiyle canlanan ümitleri bir yıl içinde tamamen bitirme noktasına getirmiştir.

3. İslam dininin Almanya’da resmi din olarak kabul ettirilmesi:
Alman Eyalet- ve Federal Hükumetlerinin açıklamalarına göre İslam dininin Almanya'da resmi din olarak tanınması da halen söz konusu değil. Aynı sorunları Almanya'daki Alevi vatandaşlarımız yıllar öncesi aşmayı başardı ve Aleviliği resmi din olarak kabul ettirdi. Tüm masrafların Alman devleti tarafından karşılanması şartıyla, Alevilik din dersi verme hakkını elde etti. DİTİB kuruluşu Almanya Alevi toplumundan üye ve teşkilat sayısı açısından kıyaslanamayacak derece daha büyük olmasına rağmen 27 yıldır İslam dininin resmi din olarak tanınmasını başaramamış olması, DiTiB genel merkezinin bu konudaki yetkinliği hakkında soru işaretleri oluşturmaktadır.

4. Almanya’da yaşayan Türklerin dini ihtiyaçlarının karşılanması için çaba sarf edilmesi:
Sayın Prof. Dere'nin Almanya'da yaşayan Türklerin dini ihtiyaçlarının karşılanması için ne derece çaba sarf ettiği de tartışmaya açıktır.

Nitekim ilk defa sayın Dere‘nin genel başkanlığı döneminde ve şahsi bilgisi dahilinde insanlarımızın dini ihtiyaçlarının karşılanmasının engellenmesi için DiTiB bünyesinde akıl almaz engeller oluşturulmuş ve kendi onayı ile DiTiB bünyesindeki hukuk dışı olayları eleştiren Müslümanlara camiye girme ve ibadet yasağı (Hausverbot) getirilmiştir. Oysa bu tür camiye girme ve camide ibadet yasağını bugüne dek dünyada sadece İsrail tarafından Filistinli Müslümanlara uygulanmakta idi.

DiTiB Genel başkanı sayın Dere‘nin camide ibadet yasaklarını bugüne dek halen kaldırtmadığı gibi, haklarında mahkeme davası açılan ve camiye girme yasağıyla karşı karşıya kalan vatandaşların, kendisine defaatle göndermiş olduğu hiç bir yazıya cevap verme ihtiyacı bile duymamıştır.

Sonuç itibari ile 03.05.2011 tarihinde DiTiB adına bir Müslümanın camiye girmesinin engellenmesi ve yasaklanması ve yasağa uyulmadığı takdirde 250.000 EUR para cezasına çarptırılması ve ödeyemediği takdirde asgari 6 ay hapis cezasına çarptırılması için Alman mahkemesine ihtiyati tedbir kararı dilekçesi verilmiş ve dava açılmıştır (Dava No: Az. 24 C 99/11). Alman mahkemesi ise bir Müslümana camiye girme yasağı konulmasını din hürriyeti açısından son derece sakıncalı olduğu yönünde görüş belirtmiş ve Alman anayasasında yer alan inanç hürriyetine vurgu yaparak davayı reddetmiştir. Buna ve camiye girme yasağını meşru kılacak hiç bir durum olmamasına rağmen, DiTiB kendi teşkilatındaki camiye girme ve camide ibadet yasağını halen devam ettirmektedir.

DiTiB genel başkanı sayın Ali Dere'nin sergilediği pasif tutum göz önünde bulundurulursa DiTiB'in Almanya’nın en büyük dini kuruluşu olmasına rağmen bu güne kadar Alman devleti tarafından Müslümanların temsilcisi olarak muhatap kabul edilmemesi hiç şaşırtıcı değil. Siz kendi camilerinizde kendi dininize mensup kişilere bile hoşgörü sergileyemiyor, Allah'ın evinde ibadet etmeyi yasaklarsanız, bu ülkede anayasal hak olan din hürriyetini hiçe sayarsanız, islamfobinin artmasından şikayetçi olmanız, Alman makamlarından hoşgörü talep etmeniz ve camiye girme yasağı koyduğunuz Müslümanların temsilciliğine soyunmanız ne kadar inandırıcı olur? Nitekim sonuç ortada. Bu netice ne DiTiB genel başkanı sayın Prof. Dr. Ali Dere, ne de Diyanet İşleri Başkanı sayın Prof. Dr. Mehmet Görmez için şaşırtıcı olamaz.

İnsanlarımız DİTİB'in de Almanya’da, tıpkı Musevi kuruluşu ve Hristiyan kilise kuruluşları gibi, sözü geçen, toplumun her kesiminde saygınlığı olan, resmi makamlarda ve Alman hükumetinde ağırlığı olan, İslam dini ile alakalı her konuda muhatap kabul edilen bir kuruluş olmasını arzu ve hayal etmektedir.

İnsanlarımızın DİTİB teşkilatına ihtiyacı olduğu kesin - ama yanlışları eleştirenleri hedef gösteren değil, eleştirilere kulak veren, yaralara merhem olabilen ve sorunlara çözüm getirebilen, yöneticilerinin bu ülkedeki görev süresini kariyerinde bir basamak olarak algılamayan, kendini halkın üstünde görmeyen, etkin yöneticilere ihtiyacı vardır. Sorumsuz davranışlarla Almanya'daki Türk Toplumunun geleceği için büyük potansiyel ve önem taşıyan DiTiB'i keyfi davranışlarla küçük düşürülmesine müsaade edilmemesi gerekiyor. Kaldı ki, DİTİB'in Türkiye Cumhuriyeti ile bağlantısından dolayı DİTİB bünyesindeki tüm hal ve hareketler Türkiye Cumhuriyeti Devletine mal edilmekte.

Dişinden tırnağından artırdığı paralarla hemen hemen Almanya’nın her kasabasına camiler inşa eden ve bu camileri tüm zorluklara rağmen büyük maddi ve manevi fedakarlıklarla ayakta tutan halkımız hizmetin en üstününe layıktır. Halkımız için büyük potansiyel taşıyan DiTiB'in ve halkımızın zamanının yönetim hatalarından dolayı boşa harcanması ve bundan dolayı önünün kesilmesinin izahı zor, vebalı ağırdır.

Buradaki maksadımız kurum olarak DİTİB’i eleştirmek değildir. Bilâkis hedef bu kurumun ve Müslüman toplumunun elindeki olanakları daha akılcı ve daha etkin bir şekilde kullanmasıdır. Bu hedefe ulaşmak için demokrasinin gereği her kuruluşta olduğu gibi DİTİB yönetimi de elbette eleştirilecektir.

İlk görev yılındaki icraatı, kendi vaatleri ile mukayese edildiğinde, Din hizmetleri müşaviri ve DiTiB Genel başkanı sayın Prof. Dr. Ali Dere’nin birinci yılını başarıyla tamamladığını söylemek mümkün olmadığı gibi, geri kalan görev süresince bir dinamizm oluşacağına dair herhangi bir ipucu da görülememektedir.

Heidelberger Forum für Politik und Wissenschaft e.V.

Premium Drupal Themes by Adaptivethemes